Çarşamba, Mayıs 26, 2010

Nil Nehrinin Yeni Rotası

Nil Nehrinin Yeni Rotası
Serhat Orakçı
Dünya Bülteni, Mayıs 2010


Nil havzasındaki ülkeleri son dönemde ilgilendiren konuların başında nehrin su kullanım hakları üzerine yürütülen müzakereler yer almakta. Havzada bulunan dokuz Afrika ülkesini yakından ilgilendiren konu aynı zamanda Afrika ve Orta Doğu ekonomi-politiği açısından da önem arzetmekte. 2020 yılında dünyanın kullanılabilir su kaynakları yönünden ciddi bir krize gebe olduğunu ortaya koyan çalışmalar ışığında ‘Nil Nehri’ ve ‘kullanılabilir su kaynakları’ hayati bir öneme sahip. Bir kolu(Beyaz Nil) Uganda’dan çıkıp diğer kolu(Mavi Nil) Etopya’dan çıkıp Sudan’ın başkenti Hartum’da iki kolun birleşerek Mısır’a yürüdüğü ve oradan da Akdenize döküldüğü 6.825 km. uzunluğundaki dünyanın en uzun nehri Nil, hem enerji üretimi açısından, hem de tarımsal sulama ve içme suyu temini bakımından oldukça önemli bir potansiyele sahip. Geçtiği güzergahta 400 milyon Afrikalı nehir suyundan faydalanmakta ve bu sayı yoğun nüfus artışı münasebetiyle her geçen gün artmakta.

Nil Havzası İnsiyatifinde bulunan dokuz ülkenin (Mısır,Sudan, Etopya, Uganda, Kenya, Ruanda, Burundi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti) bu güne kadar su kullanım haklarını 1929 ve 1959 yıllarında imzalanan anlaşmalar belirlemekteydi. İngiliz sömürgeciliğinin Afrika’daki mirası sayılabilecek anlaşmalar nehir suyunu tek başına Mısır’a açarken diğer ülkelerin su kullanım haklarını minimum seviyeye indirgemekte. 1980’lere kadar pek sorun teşkil etmeyen bu durum son dönemde Afrika ülkelerinin ekonomik kalkınma girşimleri ve yoğun nüfus artışları karşısında giderek sorun oluşturmaya başladı. Mısır’a nehir üzerinde yapılacak su ve baraj projelerinde isterse veto hakkı tanıyan anlaşmalar Afrika ülkelerinin su ve baraj projelerini hayata geçirmesinin önündeki en büyük engeldi. Bu durumun değişmesini arzulayan havza ülkeleri Mısır’ı karşılarına alacaklarını çok iyi bildikleri bu konuda bir adım attılar ve yeni bir anlaşma ortaya koydular. Mısır ve Sudan dışında diğer ülkelerin mutabakat sağladığı anlaşma ile Afrika ülkeleri Nil nehrinden eşit düzeyde faydalanmayı umuyorlar.

Ekonomik büyümenin ve nüfus artışının getirdiği baskı Afrika ülkelerini daha fazla su arayışına sürüklemekte. 2025 yılına gelindiğinde kıta üzerinde ondan fazla ülkenin su kaynağı yönünden sıkıntı yaşayacağı tahmin edilmekte. Daha fazla tarım alanını sulama imkanı elde etmek isteyen ülkeler nehir üzerinde baraj kurarak elektrik üretmek, balıkçılığı teşvik etmek ve sulama projelerini devreye sokarak tarım arizilerine su taşımak ve yeni istihdam alanları açmak istiyorlar. Lakin mevcut yapı Mısır dışındaki ülkelerin bu yöndeki taleplerini karşılamadığı gibi Mısır’a nehir üzerinde denetleme ve veto hakkı tanıyor. Nehir üzerinde tarihi hakları olduğunu iddia eden 80 milyon nüfuslu Mısır için Nil demek hayat demek adeta. Nehirdeki su seviyesinin azalması ve tarım alanlarına kanalize edilen su miktarındaki düşüş Mısır’daki tüm tarımsal ve ekonomik dengeleri altüst edebilecek boyutta.

Geçtiğimiz günlerde Mısır ve Sudan dışındaki yedi havza ülkesi Etopya’nın önderliğinde Uganda’nın başkenti Entebbe’de biraraya gelerek yeni bir anlaşma ortaya koydu. Mısır ve Sudan’ın tepkisine yol açan yeni anlaşma nehir suyundan eşit miktarda faydanılmasını öngörürken Mısır’ın tekbaşına veto hakkını da ortadan kaldırıyor. Nil nehrine hayat veren kaynak ülkelerin kazan-kazan stratejisi olarak niteledikleri yeni anlaşma ile ülkeler nehir suyundan istedikleri gibi faydalanabilecek, baraj ve sulama projelerini hayata geçirebilecek. Bir seneliğine imzaya açık bırakılan yeni anlaşmayı beş ülke geçtiğimiz günlerde imzalarken Demokratik Kongo Cumhuriyetinin ve Burundi’nin de yakında imzalaması bekleniyor. Mısır ve Sudan da bir yıl içerisinde imzaya açık bırakılan anlaşmayı isterlerse imzalayabilecekler.

Mısır ile ittifak halindeki Sudan mevcut durumun korunmasından dokuz ülkenin katılmadığı yeni bir anlaşmanın yürürlüğe girmemesinden yana. Mısır ile tarihi yakınlığı bulunan Sudan için de Nil suyu son derece büyük öneme sahip. Özellikle son dönemde topraklarını yabancı yatırımcılara ve körfezdeki Arap ülkeleri yatırımcılarına açan Sudan tarım sektöründe canlanma hedefliyor. Nüfusunun büyük çoğunluğu halen tarım sektöründe istihdam edilen ülkede büyük bir elektrik açığı da mevcut. Halihazırdaki barajların elektrik üretimi yeterli olmadığından barajlarda kapasite artışına giden Sudan Mısır’dan da elektrik ithal etmekte. Sudan’ın Nil’e bağımlılığı da azımsanmayacak boyutlarda. Ülkeyi baştan sona kateden Nil nehri geçtiği güzergaha hayat vermekte ve Sudanlılar büyük oranda verimli tarım arazilerinin bulunduğu Nil havzasındaki yerleşim birimlerinde yaşamakta. 2.5 milyon km²’lik yüzölçüme sahip devasa ülkede nüfus Nil etrafında yoğunlaşmakta yani bir diğer ifadeyle insanlar su kaynağının yakınlarında yaşamayı tercih etmekte.

Sudan’ın mevcut su kullanım hakkı Mısır ile kıyaslandığında son derece düşük seviyede lakin diğer ülkelere oranla daha fazla su kullanım hakkı bulunmakta. Sudan’ın Entebbe’de imzalanan yeni anlaşmayı kabul etmesi durumunda mevcut durumu çok fazla bir değişikliğe uğramayabilir. Sudan bu yönüyle kilit bir rol oynamakta. Mısır-Sudan ittifakının kırılması Mısır’ı bölgede yalnızlaştırıp güçsüzleştirebilir. Meselenin bir diğer boyutu da su üzerine yaşanan bölgesel gerginliğin kıtadaki Afrikalı-Arap ayrımcılığını tetikleyebilecek boyutta olması. Nil nehrine kaynaklık eden güneyli ülkeler ile Nil’e katkıda bulunmayan kuzeyli ülkelerin karşı karşıya gelmesi söz konusu. Sudan’ın oynadığı kritik rol 2011 yılında Güney Sudan’ın Sudan’dan ayrılması ile farklı bir boyut kazanacak. Nil havzası ülkelerine bir yenisi daha eklenerek havza ülkelerinin sayısı ona çıkacak. Güney Sudan’ın Nil ile ilgili nasıl bir tavır alacağını şimdiden kestirmek güç. Bir zamanlar parçası olduğu Sudan’ı ve haliyle Sudan-Mısır ittifakı içinde yer alması beklenebilecekken etnik olarak kendisine daha yakın bulduğu güneydeki kaynak ülkeleri de destekleyebilir. 2011 yılında ortaya çıkacak tablo içerisinde Güney Sudan’ın eğer Sudan’dan ayrılırsa Nil ile ilgili tavrı bölgesel su anlaşmazlığına yeni bir boyut kazandıracak.

Meseleyi incelerken zaman zaman dile getirildiği gibi İsrail’in Etopya ve Uganda üzerinde etki alanı oluşturarak Mısır’a karşı Nil suyunu politik baskı aracı haline getirmek istemesi veyahutta Nil suyunu İsrail’e kanalize etmek istemesi gibi iddiaların dikkate alınması gerekir. Özellikle Kuzey Doğu Afrika coğrafyasını kapsayan derinlikli analizlerin Orta Doğu dinamiklerinden bağımsız değerlendirilmemesi gerekir. Coğrafi ve tarihsel yakınlığı bulunan bu iki coğrafyada yaşanan siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmeler birbirini hızla etkileyebilecek boyutlarda. Bu yüzden Kuzey Doğu Afrika’nın sahip olduğu su kaynakları sadece İsrail için değil Orta Doğu’daki diğer ülkeler için de alternatif kaynak olma açısından önem arzetmekte. İsrail’in bu yönde stratejeler geliştiriyor olması oldukça rasyonel iken diğer Orta Doğu ülkelerinin bu coğrafyayı içine alan çalışmalar yapmaması büyük bir hatadır.

Nil nehri üzerinde yürütülen müzakereler bölge ülkelerinin gelecekleri şekillendirmeleri açısından önemli siyasi ve ekonomik sonuçlar barındırmakta. Su kaynaklarına dönük bağımlılığın hızla arttığı günümüzde havza ülkelerinin alacakları pozisyon bölgesel barış ve işbirliği ya da bölgesel çatışma riskini şekillendirecek. Birçok ülkeyi siyasi, ekonomik ve küşltürel açıdan etkileyen çok boyutlu bir meselenin gerçekçi çözümü sadece sadece ülkeler arasında tam ittifak sağlandığında çözüme kavuşabilir. Bu durumda Nil havzasındaki ülkelerin birbirlerinin çıkarlarınıı dikkate alarak hareket etmesi gerekmektedir. Nil üzerinde yapılan tüm modern müdehalelerin Nil nehrinin çehresini, yaşayan balık türlerini ve bitki örtüsünü değiştirdiğini, Nil güzergahındaki tarımsal etkinlikleri ve iklimi değiştirdiğini unutmamak gerekir. Mısır’ı susuz bırakacak bir çözüm ya da diğer ülkeleri sudan mahrum bırakacak bir çözüm asla bölgede kabul görmeyecektir. Bölgesel istikrarın sağlanması taraflar arasında kabul görecek bir formülün geliştirilmesinde yatmaktadır.

Cumartesi, Mayıs 08, 2010

Afrika'nın Değişen Dinamikleri

Afrika’nın Değişen Dinamikleri
Yazan: Serhat Orakçı
Dünya Bülteni, Mayıs 2010

Afrika’nın devasa ülkesi Sudan önemli bir seçimi geçtiğimiz günlerde geride bıraktı. 24 yıl aradan sonra yapılan seçimle Ömer El Beşir ülke genelinde aldığı %68’lik oy ile tekrar başkanlık koltuğuna otururken Salva Kir Mayardit yarı-özerk Güney Sudan’da aldığı %92,9’luk oyla tekrar Güney Sudan Devlet Başkanlığına seçildi. Kuzeyde Ulusal Kongre Partisinin, Güney de ise Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM)’in beklenen zaferi ile sonuçlanan seçim bir nevi Sudan’daki kutuplaşmayı pekiştirmiş oldu. Kuzey eyaletlerinin Ömer El Beşir etrafında toplanırken Güney Sudan halkının güneyin bağımsızlığını isteyen Salva Kir etrafında toplanması 2011 Güney Sudan Referandumu için de önemli bir ipucu vermiş oldu.


Yakın bir zamanda bilindiği gibi Sudan’ın güneyden ikiye bölünmesi beklenmekte. Lakin bu bölünme kendi içinde bazı açmazlar barındırmakta. Öncelikle belirtmek gerekir ki güney-kuzey ayrımı çok net bir sınır hattı tarafından belirlenmiş değil. Sudan Dışişleri Bakanı Deng Alor’un geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama bu ayrımın %80’inin tamamlandığı yönündeydi. Sorun içeren sınırlar ise geri kalan %20’lik kısım içerisinde. Bahsi geçen tartışmalı bölgelerin başında ilkin Abyei gelmekte. Büyük miktarda petrol rezervi barındıran bölge güney-kuzey sınırında stratejik bir lokasyonda bulunmakta. Yirmi yıl süren Sudan iç savaşında büyük tahribata uğrayan bölge muhtemel bir bölünmede tekrar tartışmaların merkezine oturacaktır. Güney yönetimi de Kuzey yönetimi de bu stratejik bölgeyi kaybetmek istemeyecektir.


Güney Sudan’ın bölünmesi Sudan’ın geçmişine bakıldığında da tarihi bir açmaza işaret ediyor. Sudan’ın 19.yy’dan beri parçası olan bölge 1980’lere değin bağımsız bir yönetim talebinde bulunmazken hep kabile reislerinin yönetimi altında bulunmuş ve zayıf da olsa merkez ile bağlarını devam ettirmiştir. Ancak 1980’lerde Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) tarafından ilk kez dillendirilen bağımsızlık fikri Güney Sudan’ın kuzeydeki Hartum yönetiminden ayrılarak bağımsız bir ülke kurmasını öngörmüş ve ülkeyi yirmi yıllık iç savaşa sürüklemiştir. 2005 yılında güney ile kuzey arasında barış zemini oluşturan anlaşma ile taraflar Güney Sudan’ın 2011 yılında bağımsız bir referandum ile kaderini belirlemesinin yolunu açmıştır.


Batılı devletler tarafından desteklenen bölünmenin gerçekleşmesi durumunda Güney Sudan, Afrika kıtasının en genç ama buna karşın en zayıf devleti statüsü kazanacak. Böylece Güney Sudan, Afrika kıtasının en büyük devletinin önemli bir bölgesi olmaktan çıkıp bir çok Afrika ülkesi arasına sıkışmış, deniz bağlantısı olmayan küçük bir devlet konumu kazanacak. Bölünme aynı zamanda Sudan’ı tümden etkileyerek Sudan’ın Afrika’nın önemli bir aktörü olma potansiyelini zedeliyecek. Bölünmeyle birlikte coğrafi olarak büyük bir toprak kaybına uğrayacak ülke Kenya, Uganda, Kongo gibi güney sınır komşuları ile irtibatını da yitirecek. Bu bölünme aynı zamanda Nil Nehri suyunun kullanım hakları üzerinde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirecektir.


Güney Sudan’ın bölünmesi stratejik açıdan bakıldığında Kuzey, Doğu ve Orta Afrika üzerinde varolan dengelerin tekrar gözden geçirilmesine yol açacaktır. Bu itibarla bakıldığında Nil Nehrinin kullanımı açısından da Nehir üzerindeki denkleminde değişmesi beklenebilir. Sudan-Mısır ittifakı karşısında Etopya-Kenya-Uganda ittifakı yeni bir partner kazanarak Güney Sudan’ı yanlarına aldıklarında bu Sudan ve Mısır için ciddi bir tehdit oluşturacaktır.


Sıradan halkın en basit haliyle ‘Hiç olmazsa Güneylilerden kurtuluruz...’ ya da ‘Böylece Araplardan kurtuluruz...’ şeklinde dillendirdiği Güney Sudan’ın bölünmesi aslında sancılı bir döneme işaret etmekte. Muhtemel bölünme başta Kuzey ve Doğu Afrika olmak üzere Orta Afrika’da kıta iç dinamiklerini derinden etkileyerek bölgesel parametreleri değiştirecektir. Bu bölünme sonrasında Güney Sudan büyük bir kazanım elde edemeyecekken; genel olarak Sudan çok şey kaybedecektir. 2011 Ocak ayında yapılacak referandum sonrasında Güney Sudan’ın ayrılması gerçekleşir ise Sudan önemli bir nüfus ve toprak kaybına uğrayacak, petrol gelirlerininin büyük bir bölümünü yitirecek ve aynı zamanda dört ülke ile sınırını kaybederek gelecek zaman dilimi içerisinde bölgesel bir güç olma şansını tammen yitirecektir. Beklenen bölünme gerçekleşmez ise bu Sudan’ın varolan potansiyel gücünü devreye sokarak Afrika kıtası içerisinde etkili bir bölgesel aktör olmanın yolunu açarak; farklı dinleri, dilleri ve ırkları barındıran Sudan’a kültürel zenginliğini sürdürme şansını tekrar tanıyacaktır.