DİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 09, 2006

AFRİKA'DA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

AFRİKA’DA MİSYONERLİK
Yazan: Mustafa EFE

Afrika’da misyonerligin temel kodlarini elde etmek, somurgeciligi ve uygarlastirmayi anlayabilmek icin hepsini birlikte degerlendirmeliyiz. Cografi kesifler diye adlandirilan tarihin en kanli hareketlerinin baslamasinin altindaki dini temelleri, bu cografi kesiflerin neticesi olan somurgeciligin insanlar uzerindeki fikri ve duygusal etkilerini nasil etkiledigini iyi okumamiz gerekmektedir. Bunun sebebi ise bugun Turkiye’de yuzyuze kaldigimiz misyonerlik hareketlerine karsi nasil bir tavir takinacagimiz ve misyonerligin sadece misyonerlik olup olmadigidir. Misyonerligin kara kitada elde ettigi neticelerin bu hareketi daha iyi anlamamiz icin bir ipucu olabilecegi kanaatindeyim.

Misyonerler girdikleri yerlerde halka yonelik mesruiyetlerini o bolgenin halkindan ileri gelenler eliyle yapmaktadirlar. Misyonerlerin getirdiklerine karsi kendi yerel dinleri ile direnemeyen Afrikali yerliler ya da melezler ya hristiyanlasmislar ya da bu misyoner kiliselerinden ayri kiliseler kurmakta bulmuslar. Siyah beyaz ayrimciligi yok falan deseler de bugun hala siyahlarla beyazlarin kiliseleri -sozde ayri degil ama- ayridir. Misyonerler iki seyi cok iyi gozlemisler ve uygulamislar. Birincisi Afrika’nin yerli insani muzikten hoslaniyor, onlar da kilisede onlarin sevdigi tuden muziklerin ritimlerinden ilahiler caliyorlar. Ikincisi ulkenin kultur ve sosyal yapisini cozumleyen calismalara gore hareket tarzi belirlemisler. Bunun icin de sosyoloji, antropoloji ve arkeoloji gibi modern zamanlarin kutsallari eliyle yapmislar. Mesela Papa 1920’de Afrika’daki misyonerlik calismalarinda kullanilmak uzere yer haritasinin cikarilmasi icin bir etnografi gorevlendirmistir.

Afrika’da kilise tarihinin ilk zamanlarindan itibaren misyonerlik ilkeleri ‘’esitsizlik’’ soylemini yerlestirerek gelistirildi. 1920’lerde bu esitsizlik kavrami Alman misyonerlik otoritelerinin gorusleri tarafindan guclendirildi. Iste Afrika son besyuz yilini bu tecrubeyi yasayarak gecirmistir.

İşbirliği
Cok onemli bir nokta da misyonerlik konusunda butun kiliselerin misyonerlik hareketleri var fakat birbirleriyle bu konuda bir cekisme ya da tartismaya girmiyor. Dahasi hristiyanlik konusunda ayrildiklari noktalari bile one surseniz hemen gecistiriyorlar. Ve her kilise gitmis kendi misyoner teskilatini ve kilisesini kurmus. Gordugunuz misyoner okulunun biri presbiteryanlara bagliysa digeri Roma Katolik Kilisesi’ne digeri de Tanrinin Kralliginin Evrensel Kilisesine veya Iskoc kilisesine baglidir. Isin dikkate deger diger tarafi ise ikiyuz yil evvel kurulan sinodlari bugun hala ayni kilise veya bolge desteklemeye calismalari finance etmeye devam etmektedir. Misyonerlerin sosyo-ekonomik aktiviteleri insanlari kilisenin bir uyesi yapmada buyuk bir rol oynadi. Siyasi guc Afrika’da dinlerin yayilmasi icin onemli bir faktordur. Somurge oncesi Afrika ulkelerinde monarsi ya da kabile yonetimleri vardi ve insanlar da kabilenin efendisinin dinine tabi oluyorlardi. Somurge yonetimleri kurulduktan sonra genelde oncelikle kabile sefleri onlara makamlari birakilacagi vaadi ve maddi cikarlar yoluyla hristiyanlastirildigi icin ya da kolelestirilenlerin beyaz efendileri hristiyan olduklari icin efendilerinin dinlerine tabi oldular yani hristiyanlastilar. Somurge yonetimleri, universite yonetimleri ve misyonerler tarihin en buyuk isbirliklerinden birini yaparak kara kitanin en ucra kosesine bile ulasmislardir. Universitelerin hazirladiklari sosyolojik, arkeolojik ve antropolojik calismalarin sonuclarini kullanan misyonerler ulkeye nufuz etmis somurge yonetimlerini mesrulastirmislar onlar da koskoca bir kitanin kaynaklarini beyaz adamin ulkesine tasimislardir ve tasimaya devam etmektedirler. Misyonerler her zaman onlari destekleyen kurumlara rapor gondermek zorundaydilar. Bu onlarin hizmetinin cok dogal bir tarziydi. Ve bunu da ozel ifadelerle hile ve tuzak ornekleriyle uygun bir sekilde sagliyorlardi. Onlarin misyonu asla farkliliklari kesfetmek degildi. Fakat kendilerinin dogru olarak kabul ettikleri gercegin tabiatinin daha onceden varolan zanlarini gecerli diye teyit etmekti. (Civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 82)

Müslümanlar ve Misyonerlik
Eskiden eger birisi Musluman ise onu Hristiyanlastirmak mumkun degildir o kisi aklini kaybetmedikce derdik. Fakat misyonerlerin Afrika’da elde ettigi neticelere baktigimiz zaman maalesef isin oyle olmadigini goruyoruz. Artik ilahiyatcilarimiz once ''hangi Musluman hristiyanlasmaz'' sorusunun cevabini verip daha sonra da calismaya baslamalilar. Bir zamanlar Musluman nufus yuzde altmisin uzerinde olan Mozambik’te bugun Musluman nufus yuzde yirmilerde. Bir zamanlar yuzde yetmislerin uzerinde Musluman nufus olan Malawi’de bugun resmi olarak yuzde yirmi gayri resmi olarak da yuzde kirklarda Musluman var. Peki aradaki nufus nereye gitti derseniz cevabi asagidaki resimde gordugunuz direk Papalik tarafindan idare edilen Katolik Yuksek Egitim Merkezi'nde. Burada sadece 50 tane ogrenci var ve bunlar yerli halktan secilip getiriliyor ve onlarin kendi dillerinde onlara hitabeden papazlar olarak yetistiriliyor. Burada enteresan olan ise Papalik'in direk olarak bu sekilde nokta calismalarini kendisinin organize etmesi. Zaten II. Vatikan Konsili'nden cikan kararlara bakilirsa daha iyi anlasilir. Bu noktadan bakildigi zaman diyalog calismalari vs konusunda yeniden dusunmemiz gerekmektedir.

Dahasi misyonerler hristiyanligi kabul ettiremeyeceklerini akillari kestikleri kimi yerlerde de hem hristiyan figurlerinin hem de Islami rituellerin bulundugu ibadethaneler insa ediyorlar. Ruanda’da kapinin girisinde hem hilal hem de hac bulunan bir yer, disariya mikrofondan ezana benzer bir seyler, iceride hem kilise siralari var aralarinda da alkisli vsli bir namaza benzer hareketler yapan insanlar gittikce artmaktadir. Bunu ise Ismaili, Kadiyani ve Bahai gruplar eliyle yapmaktadirlar. Bu gruplardan kimileri icin ingiltere’de ibadethaneler bile kurmuslardir. Afrika’da gitiginiz bircok yerde Aga han universiteleri, hastaneleri gorursunuz. En tehlikeli olani da kimi yerlerde Islami kavramlari kulaniyorlar.
Misyonerler genelde cocuk egitimi, (cunku mezar taslariyla pek isleri yok) dil ogretimi, ciftcilik teknikleri ya da tibbi yardim-klinik acmak vasitasiyla yapiyorlar. Afrika’da II. Vatikan Konsilinden bu yana hristiyan oraniyuzde dortyuz artti. Son iki yilda ise 300 bin Musluman hristiyan oldu.

Sarkiyat calismalarinda da misyonerlerin epey calismalari var. Kur’an-i Kerim’in Swahilice’ye ilk tam cevirisi olan ‘Tafsiri ya Kuraniya Kiarabukwa lugha ya Kiswahili’ bir misyoner olan Canon Godfrey Dale tarafindan yapilmistir. Ki O Zanzibar’daki Orta Afrika Misyonerlik teskilatinda 1889’dan 1925’e kadar calisti ve misyonerlerin Islam uzerinde calisan en buyuk alimi oldu. African Islam and Islam in Africa 96) Bir Musluman tarafindan Swahiliceye ilk Kur’an tercumesi ise 30 yil sonra 1953 yilinda M. A. Ahmedi tarafindan yapilmistir.

Misyonerlik ve Apartheid(Irkçılık/Ayrımcılık) Rejimi
Apartheid pratik ve tarihi zeminde 1935’teki misyonerlik politikasinda hakli bir zemine oturtulmus olmasina ragmen ayni zamanda teolojik temellerinin saglanmasi gerekiyordu. Yeni-Kalvinist dusunce Apartheid’i hakli cikaracak teolojik temelleri sagladi. Avrupali beyazlarin Guney Afrika’ya geldikleri ilk iki yuzyilda Kalvinist olduklari hatirlatildi. Kalvinist ideolojiyi Boer (Guney Afrika’daki Hollandali ciftciler)lere atfeden ilk kisi David Livingstone Afrika misyonerliginin onculerindendir ve Afrika'nin kalbiniAvrupa'ya acan kisi olarak kabul edilmektedir. 1939’da Rev. J. G. Strydom tarafindan kaleme alinan makale nasil mesrulastirildiginin sadece bir tane ornegidir. ‘’Apartheid Inanc Meselesi’’ basligi altinda sunlari yazmaktadir. ‘’Bizim Kalvinist inancimiz ayrica bu Apartheid’le de ilgilenir. Kimileri Kitabi Mukaddes zemini uzerinde surdurulen Apartheid’i hatali diyorlar. Halbuki biz inaniyoruz ki bu Tanri’nin Sozu’nun temelleri uzerinde. Cunku o milletlerin ayrilmasini istedi.’’ (The Apartheid Bible, J.A. Loubser, Maskew Miller Longman, s 53) 1942’de Guney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid kanunlarini hazirlayan komisyonu adi Federal Misyonerlik Konsili olan bir misyonerler birligi teskilati idi. (Apart 52) Ve bu nihayetinde Guney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948’de beyaz irkciligina dayanan 46 yillik Apartheid (ayrimcilik) rejiminin teolojik temelerini hazirladi. ( The Apartheid Bible, s 56)

Misyonerlik ve Medenileştirme(!)
Misyonerlikle aydinlanma ve medenilesme hep birlikte kullanilmistir. Uc C olarak kodlanan (Christianity, Civilization, Commerce) Hristiyanlik, medeniyet, ticaret Afrika’nin modern zamanlardaki tarihinde birlikte anilmak zorundadir. (Bosch, Davids J. 1991. Transforming Mission: Paradigm Shifts in Theology of Mission. New York. Sayfa 305)

Madagaskar krali Radama Manjaka’nin ingiliz kralina yazdigi mektupta oldugu gibi. O, halkina incili ulastirarak aydinlatacak, mutlu olmanin manasini ve -zorla degil tam tersine misyonerlerin anlayisinin isiginda- hristiyanligi ogretecek misyonerleri davet ediyordu. (Splintered Crucufix, Bee Jordan 1969, Cape Town, s 43-44) Bu, Papa’nin da dikkatini cekmis ve ‘’hakiki imani Malagasilere ogretmeleri icin Roman Katolik Misyonerlerine izin verdigi icin kutsal tesekkurlerini bildiren bir mektup gondermisti. (Splintere 225) Misyonerlik en uygun sekilde kulturel etki ve degisimin amiliydi. Yonetici, tuccar, ciftci ve meskun sahislar gibi diger somurge amilleri somurgecilikle ilgili calismalarin maddi tarafina katildilar fakat misyonerler medeniyetin irfani(!) icinde somurgelestirme ozel gayesine yoneldiler. (Civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 22)

Medenilestirme kavrami bu donemde oldugu gibi o donemde de put kavramlardan biriydi. Bu yuzden misyonerler ingiliz imparatorlugunu medeniyetin yayilmasi icin ilahi olarak atanmis bir imparatorluk olarak goruyorlardi. ( Ashley, M.J. 1982. Features of Modernity: Missionaries and Education in South Africa (1850-1900). Journal of Theology for Southern Africa 38) Marks da ingilizlerin hindistani isgalini medenilestirme gerekcesi ile mesru gormuyormuydu. Goruldugu uzre bunlarin dinlisiyle dinsizi arasinda hicbir fark yok. Ya Turkiye'de Avrupa Birligi'ni uygarlasma projesi olarak goren yonetici zevata ne demeli. Afrikali yerliler direnmislerdi bizimkiler gonullu olarak istiyorlar.

Son yuzyildaki hristiyan nufus oranlarina baktigimiz zaman Misyonerlik calismalarinin neticelerini gorebiliyoruz. Afrika'da 1900'de nufusun yuzde 7'si Hristiyanken bugun yuzde ellinin uzerinde oldugunu iddia etmektedirler. Papua Yeni Gine'de 1950'de yuzde 1 2003'te yuzde doksanyedidir. Amerika her yil misyonerlik calismalari icin 145 milyar dolar harciyor. her yil Afrikalilarin yuzde3.5'i hristiyanliga geciyor. Bir tane Musluman alim Afrika'yi ziyaret etmeyi dusunmezken Papa yedi defa Afrika'ya geldi ve Hz. Meryem'i Afrika'nin Kralicesi olarak ilan etti. Su anda Afrika'da en hizli gelisen kilise Roma Katolik Kilisesi direk Roma'ya bagli. Hristiyanlikta izin olmayan cok evlilige Afrika icin izin verdiler. Afrika'da bir katolik papazin kirk esi var mesela. Mali'de sadece bir papaz 200 kilise, 20 hastane, 50 okul ve 600 kuyu insa etmis.

Taktikler
Misyonerlerin en onemli ozelliklerinden biri de sadece bir toplulukla ya da sembolik rituel seylerle mucadeleye girmediler. Misyonerlerin cogunlukla girdikleri bolgelerde zaten dini ya da yonetenle yonetilen arasidna bir catisma vardir. Bu catismalarin oldugu bolgelerdeki taraflar kavramsal mucadelede digerini maglup edebilmek icin misyonerleri kullanmislardir. Ngoni seflerinin Chewa (bunlar simdi buyuk kismi Malawide olmak uzere Zambia, Zimbabwe bolgesindeler) kulturune saldirilarinda misyonerleri muttefikleri olarak kullanmislardir. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 10) Somurge yonetiminde hristiyanligi secmenin manasi somurgeciligin sosyal ve ekonomik gercekliginde hayatta kalmak ve basarili olmak demekti. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 86) Emperyalizmin teolojisini misyonerler olusturmuslardir.

Simdi Afrikali yerliler, misyonerlerin ‘Tanri’nin Inayeti’ altinda medeni gucu kotuye kullandiklarini ve gunah islediklerini kabul etmeye cagirmaktadirlar. (Tradition and Change in Africa, The Essays of J. F. Ade. Ajayi. Edited by Toyin Folola. Africa World Press. S 102) Dahasi Afrika’daki bir cok hastalik, problemler ve ugursuzluklarin kaynagi olarak da misyonerler goruluyor. Ve soruyorlar ''Avrupali Tanri felaketi Afrika’ya nasil getirdi?''

AFRİKA'DA DİN


AFRIKA’DA DİN
Yazan: Münir İKBAL

GELENEKSEL AFRİKA DİNLERİ

Batili Avrupali gucler tarafindan gecmiste Afrika’nin mikaddesatina karsi saygisizlik yerli Afrika insaninin geleneksel kulturlerini ciddi sekilde etkiledi ve bir cok geleneksel inanclar, sosyal degerler, gelenekler ve ritueller gormezlikten gelindi ya da yokedildi. Avrupali hristiyanligin ve degerlerin girisiyle Afrikali yerli insanlar geleneksel antik ruhi koklerinden koparildi.

Hepsi olmamakla birlikte Geleneksel Afrika dini tek Hakim Yuce Tanri’nin varligini merkeze alir. Bundan dolayi O yerdeki ve gokteki herseyin yaraticisi olarak onlarin kaynaklari da yalnizca O’na aittir. O hasmet ve celalinde mukayese edilemeyecek kadar krallarin uzerinde buyuk bir kraldir. O heryerdedir. O herseye gucu yetendir. O mutlak sonsuz, herseyi goren bilendir. Geleneksel Afrika dininin tanrisi ritual ve etik olarak da Kutsal Tanridir.

Dini inanclarda gunluk hayatta kutsal ve sekuler diye bir ayrim yoktur. Kutsal ve sekuler dunya ayrilmadigi icin hayatta ayrilmamisti. Bu yuzden ibadet etmek icin belirli bir zaman yoktur. Her gun her an ibadet edilebilir. Yazili hicbir inanc yoktu cunku butun inanclar yaslilarin gelenegi vasitasiyla sahislarin kalplerinde sonraki nesillere ulasmisti. Inanc dogmatizm uzerine kurulmustu.

Bir diger onemli unsur da ruhlardir. Ruhlar heryerdedir, agaclarda, nehirlerde, kayalarda. Bu ruhlar Afrika toplumunun ahlaki sahipleri olarak hareket ederler. Onlar suclardan igrenirler. Bu ruhlar geleneksel din adamlari vasitasiyla isteklerini topluma iletirler. Geleneksel din adamlari da dinsel torenler vasitasiyla onlari memnun ederler. Bu dinsel torenler dans, muzik, sanat veya tanriya sarap sunmakla yerine getirilir. Afrikali ruhlar guclerini, ilhamlarini ve hikmeti Tanri’dan alirlar. Semboller de cok onemlidir. Cunku semboller gorunmeyen ruhlarla yasam arasindaki bagi kurarlar. ( African Traditional Religions: A Definition, Idowu E.B., London: SCM Press 1980 s 103 vd)

Tanri icinse Afrikalilar kendi dillerinde cesitli isimler verdiler. Burada birkac ornek verecegiz. Mulungu Kenya-Akamba, Makumba Zambia-Aushi, Si Kamerun-Bamileke, Imana Ruanda-Banyarwonda, Mulungu Malawi-Chewa, Kalunga Angola-Chokwe, Unkulunkulu Guney Afrika Cumhuriyeti- Ndebele ve Zulu. Afrika dinleri hakkinda simdiye kadar kullandigimiz kavramlari batililarin kullandiklari kavramlardan aldigimiz icin biz de onlarin dinlerini ilkel, putperest, fetisist, animist, atalara ibadet edenler, totemistler, tabiata tapanlar gibi kavramlar kullandik. Fakat bunlarin hepsi geleneksel Afrika dininin alimleri tarafindan reddedilmektedir. Kullandiklari kimi kavramlar ve unsurlar Tanrinin yuceligine isaret diye kullanilmaktadir. Gunes ve ay cok degerlidir. Etiyopya’nin Galla insanlarina gore tanri’nin gozudur. Zambia’nin Ila insanlarina gore ise Tanri’nin sonsuzlugunun gostergesi olarak kabul ederler. Bu gunese tapma olarak genellestirilmistir. Son yuzyil Geleneksel Afrika dinleri icin tam bir felaket olmustur. Ozellile Roma Katolik kilisesinin calismalari sebebiyle yuzde doksan oraninda kaybetmislerdir. Angola gibi. Isin garibi tek Tanriya inanan geleneksel Afrika dinlerine mensup insanlar uc tanrili hristiyanlik dinine girince putperestlestiler.

AFRIKA’DA YAHUDILIK
Yahudiler inanc olarak sadece ana tarafindan yahudi olanlari yahudi olarak kabul edip kimlik verirken Afrika’da cok farkli bir politika izliyorlar. Kayip yahudi kabilelerinin bir kisminin Afrika’da oldugunu iddia ediyorlar. Bugun Afrikali yahudilerin atalarinin bu kayip yahudi kabileleri oldugunu iddia ediyorlar. Gana’da, Abayudaya’da (Uganda) cok az Timbuktu’da (Mali), Fas, Tunus, Rusape (Zimbabwe) de Afrikali yahudiler var. Afrika kitasinin guneyinde Zimbabve, Guney Afrika, Zamba, Malvi bolgesinde yasayan Lemba kabilesi mensuplri da Hz Suleyman’in soyundan geldiklerine inanmaktadirlar. Zimbabve’deki Ophir harabelerinin kalintilarinin Zimbabve’ye altin aramak icin gelen Hz. Suleyman’in Sebe Melikesi icin yaptirdigi kalenin kalintilari oldugunu soyluyorlar. Yerel Karongo dilinde insanlar burayi “”Mumbahuru’’ diye adlandirmaktadir. Manasi ‘’buyuk / yuce kadinin evi’’ demek. Lemba kabilesi mensuplari cenaze torenlerinde, Harman festivallerinde soyledikleri Ndinda sarkisinda ‘’Biz Sina’dan geldik’’ demektedir. Fakat bu sina Misrir’daki mi, Yemen’deki mi, yoksa Mozambik’teki Zambezi nehrinin kiyisindaki koy mu? Bu kesin degildir. Domuz eti yemeyen, erkek cocuklarini sunnet ettiren bu kabile Afrika kitasinda yahudi oldugu kabul edilen yerli en buyuk gruplardan biridir.

Guney Afrika Cumhuriyeti’nde ise Afrika kitasindaki en buyuk yahudi nufusu vardir. Su anda 400 binin uzerinde fakat resmi kayitlarda pek gorulmez. Bunlarin cogu Finlandiya ve diger avrupa ulkelerinden gelmislerdir. Ozellikle altin ve elmasin bulunmasindan sonra buraya yerlesmislerdir. Ekonomiyi ellerinde tutmaktadirlar. Bugun Afrika genelinde besyuzbine yakin yahudi bulunmaktadir.

AFRIKA’DA HRISTIYANLIK
Hristiyanlik Roma’nin resmi dini oldiktan sonra Roma’nin girdigi her yere girme imkani buldu. Fakat bu Afrika’da Kuzey afrika ve Kizildeniz cevresi ile sinirli kaldi. Bu donemde Afrika’da iki merkez iskenderiye ve Kartaca Hristiyanlik icin iki onemli merkezdi. Sahra altina hristiyanligin girisi ise 15. yuzyilda Avrupa’dan Incili getiren ilk misyonerlerle baslar. 1415’te Portekizlilerin Barbarey korfezindeki Ceuta’yi almalariyla baslar. 1484’te Kongo’ya 1486’da Umit Burnuna ulastilar. 1490’larda Kongo Krallligi Hristiyan kralligi oldu fakat Benin ve Mutapa’da daha az basariliydilar. Afrika’da Hristiyanligi Roma Katolik Kilisesi, Protestan Kiliseleri ve Afrika Yerli Kiliseleri diyebilecegimiz uc ana grup altinda toplayabiliriz. Son gruptakiler protestanligin Afrikalilasmis versiyonudur. Misyonerler yapmis olduklari nokta atisi calismalari ile Afrika ulkelerinin basina gecen liderler siki birer hristiyandir. Kenya’nin kurucusu Jomo Kenyatta ve ikinci devlet baskani Daniel Arap Moi, Zambia’nin kurucusu Dr. Kenneth Kaunda, Fildisi Sahillerinde Houphouet Boigny, Tanzanya’da Nyere, Malawi’de Dr. Banda gibi.

Papalik 1920’lerde strateji degistirmeye baslamistir. Once kilisenin tarihinde ilk defa 22 Ugandali Azizlik mertebesine yukseltildi ve Aziz Peter Meydani ilk defa Afrika davullarinin sesleriyle yankilandi ve Papa Benedict ‘iste bu Afrika’nin saati’ diyordu. Misyonerler gecici bir merhaledir diyordu Papaz Pierre Charles ve ekliyordu ‘‘Afrika’yi hristiyanlastiracak olanlar Siyah Afrikalidir.’’ 1965’te sona eren II. Vatikan Konsili’nden diyalog calismalari yolu ile hristiyanlastirma karari alinmasindan sonra Afrika’da yeni stratejiler gelistiren Papalik bunun neticesini almistir. II. Vatikan Konsiline kadar 75 milyon olan hristiyan nufus 2000’de 351 milyon olmustur. ( A History of Church in Africa, Bengt Sundkler and Christopher Steed, Cambridge 2000, 627,629,906) Cogunlukla Tek Tanri’ya inanan yerli Afrika insani Hristiyanlikla karsilastiktan sonra uclesen tanri karsisinda kimileri kabul etmis fakat Kenya’daki Masaai kabilesi gibi kimileri ise direnmislerdir.

AFRIKA’DA ISLAM
Islam Afrika’ya ilk Habesistan’a hicretle girdi. Ve bizim hic dusunmeyi aklimiza getirmedigimiz Islam’in Medine’den once Afrika’ya ulastigi gercegiyle Afrika’daki Hicri Yilbasi kutlamalarindan Mevlid Programlarina varincaya kadar heryerde karsilasirsiniz. 639’da Islam ordularinin Misir’a girisinden 711’de Tarik bin Ziyad’in Atlas Okyanusu’na ulasmasiyla Afrika kitasinin Kuzeyi Islam’la tanisti. Putperest Roma ve Hristiyan kulturunu Magrib’den sildi. Daha sonra 7. yuzyilin sonu ile 8. yuzyilin basinda Emevi Hilafetine karsi ayaklanan Umman Araplarinin Afrika’nin dogusundaki Zanzibar’a kacip kitanin dogusunda Zanzibar’a yerlesmeleriyle Afrikaya ikinci giris basladi. Zanzibar Farsca’dan gelme, zenc siyah, bar da sahil demek. Yani zencilerin sahili, yasadigi yer. Bugunku Kenya, Tanzanya ve Mozambik tarafindan Afrika’ya girdiler. Afrika’ya ise yeni bir din ve kultur getirdiler. Bantu dil ailesine mensup kabilelerle karsilastilar. Ve simdi ‘’swahili’’ (Arapca sahil kelimesinden sahiller-sahile ait olanlar ve neredeyse yuzde kirkindan fazlasi arapca olan dil) diye adlandirilan dil ve kultur ortaya cikti. Araplar yerli kadinlarla evlenmekten kacinmadiklari icin Islamlasma daha hizli ve fazla olmus. Hindistandan geleneler ise Afrikali yerlilerle evlenmedikleri icin Islam’in yayilmasindan ziyade Islam’in bir Hint dini diye anlasilmasina sebep olmus.

13. yuzyilda sahil bolgesinde 37 tane sehir vardi. Zimbabve’den gelen altin ticareti’nin merkezi olan Kilve ise Sirazi Devleti’nin baskenti olarak en mureffeh zamanini yasadi. 15. yuzyila kadar sahil devletlerinin hepsi Muslumandi. Araplarin yerel halkla irtibata gecmis olmalari iyi bir baslangic iken kitanin iclerine dogru girmeye tesebbus etmemeleri ve sadece ticaretle ilgilenmeleri Musluman nufusun Orta Afrika’da az, Guneybati Afrika’da ise yok denecek kadar az olmasina yolacmistir. Indonezya adalarindan gelen Malayca (Malagasy) konusanlarin yerlestigi Madagaskar’a bir sahabenin geldigi ve bir zamanlar adanin ucte ikisinin Musluman oldugu bilgisi varolmakla birlikte kesin bir kayit hala bulunamamistir. Fakat dibindeki Komor (Kamer-ay) adalarinin yuzde 98’i su anda Muslumandir.

Nil’in kaynagina dogru yayildiktan sonra Araplar bu bolgeden baslayarak Etiyopyanin yuksek bolgelerine oradan da Senegal Irmaginin agzindan Kamerun’a kadar olan bolgeye ‘Bilad-i Sudan yani Siyahlarin memleketi’’ adini vermisler. 8. yuzyilda altin ticaretiyle unlu Ghana’yi da astronom Al Fazari herhalde Arapca’daki ‘’zengin, varlikli’’ manasindaki ‘’gana’’ kelimesinden alarak adlandirmis ve ‘’altin bolgesi’’ adini vermis. Cezayir Fas bolgesinden asagi inen Muslumanlar bugunku Mali, Moritanya, Nijeya bolgelerinde Islam’in yayilmasini saglamislar. Fakat maalesef Kongo, Angola, Namibya, Bostwana ve Guney Afrika’ya inilmedigi icin cok az Musluman nufus var.

Kuzey Afrika’da Maliki Mezhebi yagin olmasina ragmen kitanin diger bolgelerinde Hanefi ve Safii mezhebleri agirliktadir.

Kasif-somurgecilerin gelmesinden sonra yaklasik besyuzyildir suren bir mucadele baslamistir. Modern zamanlarda somurgecilik girmeye basladiktan sonra Afrika’daki en buyuk direnisi Ticanilik, Kadirilik, Sazeliye, Muridilik, Senusilik gibi tasavvufi hareketler gostermislerdir. Kadirilik Afrika’daki en buyuk tasavvufi harekettir. Tasavvufi hareketler Islam’in kitada yayilmasini sagladigi gibi Muslumanlarin entellektuel gelisimlerini de saglamistir. (The History of Islam in Africa, Ed. Nehemia Levtzion and Randall L. Pouwels, Ohio University Press 2000)

Bugun Afrika kitasinin yuzde ellisinden fazlasi Muslumandir. Misyoner calismalari neticesinde kimi yerlerde gittikce azalmasina ragmen hala yuzde ellisinden fazla oldugunu iddia ediyoruz. Hristiyanlar da yuzde ellisinden fazlasinin hristiyan oldigunu iddia ediyor. Yoksulluk icinde cirpinan, misyonerligin kiskacindaki kara kitali kardeslerimiz hala direnmektedirler. Renk, irk, sinif ayrimini kabul etmeyen Islam ve O’nun mensuplari sahabe tavirli ikinci bir habes cikarmasi yaparlarsa yillardir renkleri ve irklari yuzunden hor gorulen kara kitanin masum cocuklari onlara butun kalpleriyle sevinc gozyaslari icinde hosgeldiniz diyeceklerdir.