Cuma, Mart 19, 2010

AFRİKA'DA BÖLÜNME SENARYOLARI-I

Afrika’da Bölünme Senaryoları-I
Yazan: Serhat Orakçı
Dünya Bülteni, Mart 2010

Üç önemli medeniyetin temsilciliğini yapan Afrika kıtası bugün 1 milyarı aşan nüfusuyla Asya kıtasından sonra dünyanın en yoğun nüfuslu ikinci toprak parçası. Kıtlık, AIDS gibi olumsuzluklara rağmen %2,6 nüfus artışıyla 2050 yılında kıta nüfusunun 2 milyara yaklaşması bekleniyor. Dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmasına rağmen halen en dinamik nufüsa sahip. Kıta nüfusunun neredeyse yarıya yakın kısmını %43 ile 15 yaş altı genç nüfus oluşturuyor. Giderek yaşlanan dünya genel nüfusu ile kıyaslandığında bu rakamlar her bakımdan ciddi bir potansiyel taşıyor. Bir bakıma bizlere gelecek yıllarda kıtanın öneminin giderek artacağını gösteriyor.


Ali Mazrui’nin ifade ettiği gibi Afrika kıtası İslam medeniyeti, Hıristiyan medeniyeti ve geleneksel Afrika inançlarına ev sahipliği yapmakta. Tarihten bu yana yeryüzünde bu üç medeniyetin önemli bir temsilcisi. Hıristiyan misyonerlerin hummalı çalışmalarına rağmen kıta genel nüfusunun %44’ü hala Müslüman. Aslında Afrika kıtası İslam coğrafyasının önemli bir parçası aynı zamanda. 1.6 milyarlık İslam dünyasının %28’ine Afrika ev sahipliği yapıyor. Kıtanın %36’sı Hıristiyan ve geriye kalan %20’lik kesim ise geleneksel inançlar barındırıyor. Buna rağmen önemli bir paradoksu işaret etmek gerekiyor. Bugün Afrika’nın geleceğini Batılı yahut Uzak Doğulu büyük küresel güçlerin sahneye koyduğu politikalar belirliyor. Tarihte Afrika’nın önemli bir bölümünde söz sahibi olmuş, Akdeniz, Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu sahillerini donanma üstü olarak kullanmış önemli aktör Osman Devletinin ardından Afrika tamamen küresel güçlere teslim edilmiş durumda. Büyüme hızını katlamak için gerekli hammadde ihtiyacı için Afrika’ya saldıran Çin bile kıta üzerinde Müslümanlardan daha çok söz sahibi.


Hemen hemen her Afrika ülkesinde farklı inançtan insanları yanyana görmek mümkün. Örneğin Etopya nüfusunun %64’ü Hıristiyan iken %37’si Müslüman; Eritre nüfusunun %50’si Müslüman iken %50’si Hıristiyan; Çat nüfusunun %53’ü Mülüman iken %35’i Hıristiyan. Afrika’daki ülkelerin tamamı 20.yy’da her ne kadar bağımsızlıklarını ilan ettilerse de bu ülkelerin sınırları üzerine ihtilaflar devam ediyor. Batılı sömürge ülkeleri tarafından çizilmiş sınırlar doğallıktan çok uzak. Bu da beraberinde ciddi sorunları getiriyor.


Son günlerde önemli petrol rezervlerine sahip Nijerya ve Sudan hakkında bölünme seneryoları sık sık gündeme getiriliyor. Sebep olarak da Hıristiyan ve Müslüman çatışması gösteriliyor. Nijerya nüfusunun %47’si Müslüman ve bir o kadar da Hıristiyan nüfusu var. Diğer taraftan Sudan nüfusunun %70’i Müslüman iken %10’u Hıristiyan. Petrol zengini Güney Sudan’da yaşayan Hıristiyan nüfus 2011 yılında referandum ile Sudan’dan ayrılıp ayrılmayacağına karar verecek. Güneyli Hıristiyanlar üzerinde etki alanı oluşturmuş çevreler şimdiden ülkeyi bölünme psikolojisine hazırlıyor. Her fırsatta kuzey ile güney arasındaki gerilimi tırmandırıyor. Küresel rekabetin kızıştığı son yıllarda ülkeler bölgesel entegrasyonlar ile rekabet güçlerini arttırmaya çalışırken Afrika kıtasında tam tersine bir trend işliyor. Afrika Birliği yerine yeni bölünmeler bekleniyor. Daha düne kadar Afrika Birliğini her fırsatta dillendiren Libya lideri Kaddafi bile kendisiyle çelişerek etnik çatışmaların durması için Nijeryanın bölünmesi gerektiğini savunuyor.

Nijerya’nın ve Sudan’ın bölünmesiyle sorunların çözüleceğini beklemek saflık olur. Bu mantıkla gidilirse Afrika ülkelerin hemen hemen hepsinin iki ya da üç kez bölünerek küçük şehir devletlerine dönüşmesi gerekir. Bugün her Afrika ülkesinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar yan yana yaşıyor. Kuzey Afrika’daki birkaç ülkeyi saymazsak halkının tamamının bir dine inandığı hiç bir ülke bulamayız. Bölmek her zaman birleştirmekten kolay. Kıta ülkelerini bölmek için harcanan çabalar eğitim ve sağlık gibi alanlara harcansaydı bugün Afrika kıtasının yüzleştiği hayati sorunların çoğu olmayabilirdi. Etnik ve dinsel çatışmalarda kullanılan silahlara ayrılan fonlarla kıtanın altyapısı baştan sona inşa edilebilirdi. Belki sorulması gereken asıl soru kıtanın kaderini neyin belirlediği: doğal kaynaklar mı dinsel çatışmalar mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder